19 Şubat 2016 Cuma

Bi' sans..
Saatlerdir tekrar edip duruyorum bir kac kelimeyi. Tek bi' sans ya Rab, ne olur?
Gokyuzu de sisli bu gece. Eslik eden yildizlar yok. Parkin elektirigi yok. Ve bu gecenin sabahi yok.
Karanliktan korktugun zamanlari dusunurken kendini karanligi arar sekilde buluyorsun, ne garip.
Bi' sans..
Hayatta bazi duygular yanlis kisilere harcanip geriye yalnizca dogru kisilere yanlis yapmak kaliyor. Ben istemedim yanlis yapilan kisi olmayi kabullenip kacmak. Ben dogru kisi oldugumu gostermek icin cabalamayi sectim. Gitmek kolaydi, istemedim. Sevgi dedim ben. Emek gerektirirdi, senden ogrendim. Senden ogrendiklerimi baskasi icin kullanmak istemedim ki ben. Senden ogrendiklerimi kendime ekleyip sana eklenmek istedim. Seninle kurdugum hayalleri baskasiyla yasayacak kadar guclu degilim ki ben. Yalnizca senin acilarina gogus gerecek kadar gucluyum. Yalnizca seni sarip sarmalayacak guce sahibim. Baskasina yurumeyi dahi bilmem ki ben, ardima donup kosmami istemek de niye..
Bi' sans..
Kizil sis kaplamis halde gokyuzu. Dostum olan yildizlar yok. Dogru soyle, yoksa senin icinin karmasasi mi bu gokyuzunun gece macerasi? Sahi senden degil miydi yildizlarin parlamasi, yalnizca yeryuzune guluslerinin yansimasi..
Cok mu acidi canin? Bu kacis niye.
Ama bi sans. Ya Rabbim, ne olur?..
Zarar verir insanlar, bilmedigim sey degil, cok iyi ogrendim. Ama zarar vermeyi ogrenmedim ki ben. Kaldi ki sac teline zarar gelse, kinim olur kainat. Cok mu zarar verdiler sana? Bu kacis niye.
Sehir nefes alabilecek bir kac gunlugune. Kis biraz uzaklasacak, gunesin babasi gozlerin yeter.
Rabbim ne olur, tek bi' sans...
Tek bir sans Rabbim, sana sozum olsun, iki kisilik rahat nefes ugruna olacak yine tum bu emekler.

L.G.
- Sonsuzluk Icinde Kucuk Bir Mavi

*02.25

11 Şubat 2016 Perşembe

3.

"O gece seni bir rüya beklemiş ama sen sabaha kadar uyumamışsın.." yazıyordu duvarın birinde, gülümsedim. Gülümsedim, çünkü bu hikaye çok tanıdıktı. Gülümsedim, çünkü bazı hikayeler kopyalanmış halidir yaşantıların. Gülümsedim, çünkü yapılabilecek pek bir şey yoktu. Sigara kullanmıyordum, alkol almıyordum. Ama günün belli bir zaman aşımına dek onu düşünüyordum. Sadece onu düşünüyordum. Ve bu sigara-alkol'ün çok daha fazlasına denk geliyordu.
Zihnimdeydi, odanın içerisinde bulunduğu her hali. Adım attığı, soluk aldığı, yüzünü astığı her an zihnimin derinliklerinde yeniden, bir prova canlandırırmışcasına oynuyordu sanki. İşte tanımak buydu, ezberlemek buydu saç tellerinin nasıl kıvrıldığını. Sakalından düşen hüzün parçalarını. Bir şeye dikkat kesilirken kaşlarının hafif çatılmasını. Geceydi, bir rüya bekliyordu onu ama o reddediyordu her zaman ki gibi hayatın olumlu yanlarını.
Yapabileceğim pek bir şey yoktu, çünkü bir kalpten kovulmak böyledir biraz. Hayal kırıklığının önüne geçen bir burukluk biraz. Biraz ciğer kaybı, kalbi de aşan. Biraz anlamını yitirmesi kelimelerin. Yıldızların eskisi gibi göz kırpmaması sana biraz. "Kal"ı olmayan bir kalış böyledir biraz, açtığın kollarının yalnızca bulutlarla dolması. Ama sonu kesilemeyen bir umuttur sonrası
Gülümsedim, çünkü ne yapsam olmuyordu. "Şubat," dedim "İşte, yine Ankara..." Ve gökyüzüne, bu kez gökyüzüne gülümsedim. Bazı kadınlar böyledir. Efkarlandıklarında kendilerini pencerede buluverirler ve gökyüzünü izlerler.Gülümserler bir de. Gülümsedim bende. Çünkü böyleydi, rüya hep beklerdi, ona uyumasını söylerdim ama sabaha dek beklerdi...

10.02.2016

16 Ocak 2016 Cumartesi

2.

Elya,
Bugun Cumartesi sessizligi yalnizca elimizde olan. Bir de cay bardagi telasesi...
Aslinda ses cok bu dunyada sevgili dostum, duymak isteyen icin her zaman ses vardir, bak, bulutlar toplanmis ve gurul gurul gurulduyor yine gokyuzu. Hayir, yagmur yagacagindan degil, gormuyor musun, sadece gunluk akisini gerceklestiriyorlar sola dogru kayarak. Bulutlarin sesini neden kimse duymuyor Elya? Neden yalnizca birbirlerine vurduklarinda, simsekler caktirdiklarinda dikkate aliniyorlar? Benziyoruz degil mi sevgili dostum, ne cok benziyoruz gokyuzune. Biz kirlendikce gokyuzu de benzemeye basliyor bize. Insanoglunun sesini yukselttiginde dikkate alindigi gibi degil mi, ayni durumlar...
Denizin dalgalari kendi icine vuruyor. Hic dusundun mu, denizler agliyor mu Elya? Ya kandiriliyorsak, bulutlarin gozyasi degilse tum damlalar. Ya kiyiya vurdugu tum dalgalari, kendinden sokup atmak istedigi parcalarini uzak tutma cabasiysa... Dalgalari kendine geri dondugunde aciyla bunu kabulleniyorsa, bu aciyi insanoglundan cikariyorsa mesela?
Ne cok agliyor yeryuzu sevgili dostum, ne cok agliyor gokyuzu. Ne cok agliyor yarim kalmis analarin yuregi, yetim cocuklarin bedeni, her gun dayak yiyen umutlar, parca parca hayaller ne cok agliyor, cok kirleniverdik biz Elya...
Suskunlugunla mi konusuyorsun? Sessizliginle mi tebessum ediyorsun yoksa.
Kabullenis nereye dek Elya, kurallar nereye kadar, ve kaliplasmis zihin batakliklari, onyargilar.
Bakma bana oyle garip garip. Kizma bana bu dusuncelerimden.
Sonumuz bu batakligin getirdigi yorgunluk degil mi? Bir cogumuz icinde cirpinip durmuyor muyuz umutsuzlukla. Kimimiz coktan kabullenmis bu bataklik yorgunlugunu ve batmaya baslamis bile, kimimiz cirpinista.
Oyle derin uykuda ki cogumuz, bataklik dahi degil umrunda.
Bugun Cumartesi sessizligi elimizdeki Elya. Bir de farkinda olmadigimiz su bataklik telasesi.
- Leyla*

9 Ocak 2016 Cumartesi

Buruk Bir Uvercinka


Bir mesaj geldi bugun, bir arkadastan "Seninki bugun mu olmus, yildonumuymus" Siradan bir mesaj degil mi? Siradan bir mesaj, bilmem ne kadar sure ekrana bakakalmama neden olan. Siradan bir mesaj, kalbimin alt kisimlarinda bir yerlerin sizlamasini saglayan. Ustunde durmamaya calistikca hatirlatilan bugunun, yeniden aklima gelmesinin kucuk bir nedeni olan. Facebook'a giriyorum, anasayfada "Cemal Sureya'nin olum yildonumu!" gozlerim okumak istemezcesine, okumamis gibi yapmak istercesine geciveriyor anasayfa akisindan. Ama aklim zorla okuyor saniyesinde tum cumleleri. "Unlu sairi olum yildonumunde aniyoruz"lar, "Ah canim!"lar, "Neden olmus acaba?"lar bazi zihinlerde, ama en kotusu birbirlerine sevgisi belli olmayan bir cok sahsin onun dizelerini bir gunluk hevesle paylasimlari. "Ah ustadim!" diyorum, "Goruyor musun, bugun hatirlandin nihayetinde. Bugun insanlar yazdiklarini bir kenara birakip seni merak etmeyi akil ettiler. Bugun insanlar, belki kelimelerinin derin anlamlarini degerlendirme cabasina girdiler..."
Ustadim, bir kez olsun gormek isterdim seni ya, bilirsin! Bir kez olsun sarilmak ellerine. Ama biliyor musun bundan daha fenasi ne, fotograflara bakip "Belki bir gun gorurum be!" umuduna bile sahip olmasina firsat vermemesi hayatin. Her dizesinde kalbini titreten, icini karincalandiran insani goremeyecek olmanin huznu iste...
Cemal Sureya, evet, toplaminda 20 tane ayri ayri siir olsa da aslinda bir butun teskil eden "keske yalniz bunun icin sevseydim seni" misrasiyla bu yirmi siirini susleyen "siir toplulugu" seklinde tanidigi bir cogumuzun.
Cemal Sureya'nin olum yildonumu evet, "An ki fiskiyesi sonsuzlugun" diyen, kucucuk yasinda ailesiyle surgun edilip henuz yirmi uc yasindaki annesinin dusuk nedeniyle kanama gecirmesi sonucu, yedi yasinda annesini kaybeden ve o an aglamadan, sizlamadan acisini icinde yasayan, sonuc olarak "Annem cok kucukken oldu, beni op sonra dogur beni" diyerek bizleri bu siiriyle derinden sarsan o adamin.
Uvey annesinin kendisini ve kardeslerini oldurmek icin hain planlar yaptigi, (kiz kardesinin eline aynayi kirip ufaladigi bir kagit verip abisinin yemegine koymasina zorlamasi gibi) en sevdigi seyin yuzlerini gormedigi insanlarla yazismak oldugu, (bir roportajinda aski "ayni masada mektuplasmak" olarak tanimlamis) begendigi bir cok kadina sakayla karisik evlenme teklifi edebilecekve "Kolay evlenebilecek, kolay bosanilabilecek kadin ariyorum" diyebilecek kadar rahat, gunun birinde sac trasi olmaya gittigi berberin "Abi seferden mi geliyorsun?" demesinden sonra omrunun sonuna dek berbere gitmeyecek, sac trasini eslerine yaptiracak kadar alingan, o cocuk kalpli adamin olum yildonumu bugun.
İkinci yeni hareketinin önde gelen sair ve kuramcilarindan sayilan, kendine has siir tarziyla kelime anlamlarini farklilastirmayi basarabilen, zengin birikimi ile, duyarlı, carpici yogun, diri imgeleriyle ikinci yeni siirinin en basarili orneklerini veren ve olumunden sonra adina bir siir odulu duzenlenip 1997 yilinda arsivi yayimlanan ustadimin olum yildonumu...

Daha yuzlerce bilgi sunma sansim var fakat yazinin daha fazla uzamasini ve sizi yormasini istemedigim icin onunla yapilmis roportajda soyledikleriyle yaziya son veriyorum.

Mekanin Cennet olsun sairim...


(...)
çok içten ve gerçek bir şey söyleyeyim mi? kendi şiirlerime karşı o kadar duyarlı değilim. yaptıklarım üzerinde hiçbir zaman ayrıntılı düşünemedim. aslında şiirleri yazarken de öyleydim. her seferinde ne yaptığımı bilmeden çalıştım. çalışmak da denemez buna. insanın kendini ordan oraya vurması gibi bir şey. ayrıca şiirden hep korktum. şair miyim diye kendimden de her zaman kuşkulanmışımdır. beceremediğim, bunun için de bir türlü sevemediğim bir iş yapıyorum havası işte. bu, ilk şiirimi yayımladığım zaman da böyleydi, bugün de böyle. hep zorlanarak yazdım; mecburdum sanki. elimde bulunan bir ilk imge ya da bir ilk dizenin şiddetli dürtüsünden benim için yalnız sanat değil, hayat dürtüsü de olduğunu söyleyebilirim.
metnin ağardığı, şiirin artık ortaya çıkar gibi olduğu an ve onu izleyen kısa süre ise öyle büyük bir sevinç getirir ki, galiba, bugüne değin sadece o sevinci duymak için yazdım.
kısaca ilk şiirimle son şiirim arasında benim için hiçbir ayrım yok. bana öyle geliyor. bak, başka şairler nerden nereye gittiler. ben tek deneyi, onun altında ezile ezile sürdürdüm. tabii, ülkemdeki büyük siyasal sarsıntılar, özel hayatımdaki çalkantılar (benimki hep çalkantı içindeydi), dünya durumu, içlerinde bulunduğum değişik çevreler, çok şey etkiledi beni. yeni kuşakların çıkışı etkiledi. bunlar da elbet şiirime yansıdı. ama büyük bir değişme var denemez."

8 Aralık 2015 Salı

1.

Haklı o da. Ne denebilir ki? Ne söylenebilir?
Mesafelerle ilgili söylenmesi gereken tüm zırvalıklar edilmiş zaten, konu daha ne kadar derinden incelenebilinir ki? Durum nasıl anlatılabilir?
Olmuyor elya. Olmuyor işte. Ellerini uzattığında dokunduğunu hissetsen de ona, o sana dokunamadıktan sonra pek anlamı kalmıyor bu nefes alış verişlerin. Sanki büyük bir boşluk, sanki anlamsız tüm soluklar. Oysa ki burnu var insanoğlunun, milyonlarca kokuyu hafızasında tutabilecekken yalnızca tek bir kişinin kokusunu saklayıvermek ister belleğinde. Onlarca sesi aynı anda işitebilirken, tek bir sesle sakinleşebilir insan. Olmuyor elya.
Ellerin mi titriyor diye soruyorsun. Titriyor elya. Nicedir titriyor.
Bendeki içindekilerin büyümesi biraz. Biraz da çok kanaması düşünce kayıplarımın. Mantıklı düşünemiyorum elya, yapamıyorum artık. Sinirden mi ellerim titriyor yoksa onun ellerini arayışımdan mı bu, inan bilmiyorum. Titriyor işte. Onu düşündükçe daha çok artıyor bu titreyişler, kalbime vuruyor. Seviyorum ama tüm bunları. İçimde ölmüş olan kelebeklerin cesetlerinin titremesi gibi bir şey bu. Sahi içimizde ölen kelebeklere ne oluyor elya? Cesetleri nasıl birikmiyor, insanlar nasıl her yeni insanda yeni kelebeklerin doğmasını sağlayabiliyorlar? Ben yapamıyorum elya.
Hava soğuk buralarda. Güneşin babası olan gözleri yok, üşüyorum. Öyle demiştim bir keresinde ona, ne kadar umursamıştır bunu bilmem. Çok güzel bakışları var be elya. Biliyorum epey anlattım sana bunları. Ama genelde kendi kendime anlatmakla, kendi kendime o anı yeniden yaşamakla meşgulüm. Çok güzel bakıyor be elya. Hani kalbimi çıkarıp "Al. Al al, bu sende daha güzel duracak, bende bir boka yaramıyor.." diyesim geliyor o öyle bakınca. Korkuyorum. Başkalarına da böyle bakmasından çok korkuyorum. Ödüm kopuyor bazen, düşündüğümde kendimi zor zapt ediyorum. Zor zapt ediyorum tüm şehri elden geçirmemek için. Zor zapt ediyorum buralardan çekip gitmemek için. Onun saç tellerinin nasıl kıvrıldığını, sakalların santim santim uzadığını, bir şeylere yoğunlaştığında kaşlarını hafifçe çattığını, güzel yüzünde oluşan o ciddi ifadeyi düşününce zor zapt ediyorum kendimi. Uyurken güzel dudaklarının  hafif aralandığını, sıcak soluğunun havayla buluştuğu o anı, her göz kırpışında güzel kirpiklerinin birbiriyle buluştuğunu düşününce duramıyorum buralarda, zor geliyor. Zor geliyor alya, çok zor. Onu almak kollarımın arasına, sevmek saçlarını usulca. Okşamak yanaklarını, alnına dayamak başımı... Zamanın o anda durmasını dilemek içten içe. Yüzüne baktığında hayatın ne kadar da güzel olabildiğini düşünmek, tebessüm etmek o etkiyle. Onun tebessümünü izlemek. Öpmek gözlerini... Gözlerini alya, evet gözlerini öpmek. Bir sevda da en önemli şeydir belki, içten gelerek gözlerini öpmek yarin. O gözler ki, her şeyi başlatan onlar değil mi? Öpmek o güzel gözlerini, güneşin babası olan gözlerini. İçimdeki buzulu eritebilecek güçte olan gözlerini...
Titriyor musun diye mi soruyorsun hala?
Tit-ri-yor-um alya. Ölüyorum alya.

07.12.2015