Haklı o da. Ne denebilir ki? Ne söylenebilir?
Mesafelerle ilgili söylenmesi gereken tüm zırvalıklar edilmiş zaten, konu daha ne kadar derinden incelenebilinir ki? Durum nasıl anlatılabilir?
Olmuyor elya. Olmuyor işte. Ellerini uzattığında dokunduğunu hissetsen de ona, o sana dokunamadıktan sonra pek anlamı kalmıyor bu nefes alış verişlerin. Sanki büyük bir boşluk, sanki anlamsız tüm soluklar. Oysa ki burnu var insanoğlunun, milyonlarca kokuyu hafızasında tutabilecekken yalnızca tek bir kişinin kokusunu saklayıvermek ister belleğinde. Onlarca sesi aynı anda işitebilirken, tek bir sesle sakinleşebilir insan. Olmuyor elya.
Ellerin mi titriyor diye soruyorsun. Titriyor elya. Nicedir titriyor.
Bendeki içindekilerin büyümesi biraz. Biraz da çok kanaması düşünce kayıplarımın. Mantıklı düşünemiyorum elya, yapamıyorum artık. Sinirden mi ellerim titriyor yoksa onun ellerini arayışımdan mı bu, inan bilmiyorum. Titriyor işte. Onu düşündükçe daha çok artıyor bu titreyişler, kalbime vuruyor. Seviyorum ama tüm bunları. İçimde ölmüş olan kelebeklerin cesetlerinin titremesi gibi bir şey bu. Sahi içimizde ölen kelebeklere ne oluyor elya? Cesetleri nasıl birikmiyor, insanlar nasıl her yeni insanda yeni kelebeklerin doğmasını sağlayabiliyorlar? Ben yapamıyorum elya.
Hava soğuk buralarda. Güneşin babası olan gözleri yok, üşüyorum. Öyle demiştim bir keresinde ona, ne kadar umursamıştır bunu bilmem. Çok güzel bakışları var be elya. Biliyorum epey anlattım sana bunları. Ama genelde kendi kendime anlatmakla, kendi kendime o anı yeniden yaşamakla meşgulüm. Çok güzel bakıyor be elya. Hani kalbimi çıkarıp "Al. Al al, bu sende daha güzel duracak, bende bir boka yaramıyor.." diyesim geliyor o öyle bakınca. Korkuyorum. Başkalarına da böyle bakmasından çok korkuyorum. Ödüm kopuyor bazen, düşündüğümde kendimi zor zapt ediyorum. Zor zapt ediyorum tüm şehri elden geçirmemek için. Zor zapt ediyorum buralardan çekip gitmemek için. Onun saç tellerinin nasıl kıvrıldığını, sakalların santim santim uzadığını, bir şeylere yoğunlaştığında kaşlarını hafifçe çattığını, güzel yüzünde oluşan o ciddi ifadeyi düşününce zor zapt ediyorum kendimi. Uyurken güzel dudaklarının hafif aralandığını, sıcak soluğunun havayla buluştuğu o anı, her göz kırpışında güzel kirpiklerinin birbiriyle buluştuğunu düşününce duramıyorum buralarda, zor geliyor. Zor geliyor alya, çok zor. Onu almak kollarımın arasına, sevmek saçlarını usulca. Okşamak yanaklarını, alnına dayamak başımı... Zamanın o anda durmasını dilemek içten içe. Yüzüne baktığında hayatın ne kadar da güzel olabildiğini düşünmek, tebessüm etmek o etkiyle. Onun tebessümünü izlemek. Öpmek gözlerini... Gözlerini alya, evet gözlerini öpmek. Bir sevda da en önemli şeydir belki, içten gelerek gözlerini öpmek yarin. O gözler ki, her şeyi başlatan onlar değil mi? Öpmek o güzel gözlerini, güneşin babası olan gözlerini. İçimdeki buzulu eritebilecek güçte olan gözlerini...
Titriyor musun diye mi soruyorsun hala?
Tit-ri-yor-um alya. Ölüyorum alya.
07.12.2015
Mesafelerle ilgili söylenmesi gereken tüm zırvalıklar edilmiş zaten, konu daha ne kadar derinden incelenebilinir ki? Durum nasıl anlatılabilir?
Olmuyor elya. Olmuyor işte. Ellerini uzattığında dokunduğunu hissetsen de ona, o sana dokunamadıktan sonra pek anlamı kalmıyor bu nefes alış verişlerin. Sanki büyük bir boşluk, sanki anlamsız tüm soluklar. Oysa ki burnu var insanoğlunun, milyonlarca kokuyu hafızasında tutabilecekken yalnızca tek bir kişinin kokusunu saklayıvermek ister belleğinde. Onlarca sesi aynı anda işitebilirken, tek bir sesle sakinleşebilir insan. Olmuyor elya.
Ellerin mi titriyor diye soruyorsun. Titriyor elya. Nicedir titriyor.
Bendeki içindekilerin büyümesi biraz. Biraz da çok kanaması düşünce kayıplarımın. Mantıklı düşünemiyorum elya, yapamıyorum artık. Sinirden mi ellerim titriyor yoksa onun ellerini arayışımdan mı bu, inan bilmiyorum. Titriyor işte. Onu düşündükçe daha çok artıyor bu titreyişler, kalbime vuruyor. Seviyorum ama tüm bunları. İçimde ölmüş olan kelebeklerin cesetlerinin titremesi gibi bir şey bu. Sahi içimizde ölen kelebeklere ne oluyor elya? Cesetleri nasıl birikmiyor, insanlar nasıl her yeni insanda yeni kelebeklerin doğmasını sağlayabiliyorlar? Ben yapamıyorum elya.
Hava soğuk buralarda. Güneşin babası olan gözleri yok, üşüyorum. Öyle demiştim bir keresinde ona, ne kadar umursamıştır bunu bilmem. Çok güzel bakışları var be elya. Biliyorum epey anlattım sana bunları. Ama genelde kendi kendime anlatmakla, kendi kendime o anı yeniden yaşamakla meşgulüm. Çok güzel bakıyor be elya. Hani kalbimi çıkarıp "Al. Al al, bu sende daha güzel duracak, bende bir boka yaramıyor.." diyesim geliyor o öyle bakınca. Korkuyorum. Başkalarına da böyle bakmasından çok korkuyorum. Ödüm kopuyor bazen, düşündüğümde kendimi zor zapt ediyorum. Zor zapt ediyorum tüm şehri elden geçirmemek için. Zor zapt ediyorum buralardan çekip gitmemek için. Onun saç tellerinin nasıl kıvrıldığını, sakalların santim santim uzadığını, bir şeylere yoğunlaştığında kaşlarını hafifçe çattığını, güzel yüzünde oluşan o ciddi ifadeyi düşününce zor zapt ediyorum kendimi. Uyurken güzel dudaklarının hafif aralandığını, sıcak soluğunun havayla buluştuğu o anı, her göz kırpışında güzel kirpiklerinin birbiriyle buluştuğunu düşününce duramıyorum buralarda, zor geliyor. Zor geliyor alya, çok zor. Onu almak kollarımın arasına, sevmek saçlarını usulca. Okşamak yanaklarını, alnına dayamak başımı... Zamanın o anda durmasını dilemek içten içe. Yüzüne baktığında hayatın ne kadar da güzel olabildiğini düşünmek, tebessüm etmek o etkiyle. Onun tebessümünü izlemek. Öpmek gözlerini... Gözlerini alya, evet gözlerini öpmek. Bir sevda da en önemli şeydir belki, içten gelerek gözlerini öpmek yarin. O gözler ki, her şeyi başlatan onlar değil mi? Öpmek o güzel gözlerini, güneşin babası olan gözlerini. İçimdeki buzulu eritebilecek güçte olan gözlerini...
Titriyor musun diye mi soruyorsun hala?
Tit-ri-yor-um alya. Ölüyorum alya.
07.12.2015
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder