Ustadim, bir kez olsun gormek isterdim seni ya, bilirsin! Bir kez olsun sarilmak ellerine. Ama biliyor musun bundan daha fenasi ne, fotograflara bakip "Belki bir gun gorurum be!" umuduna bile sahip olmasina firsat vermemesi hayatin. Her dizesinde kalbini titreten, icini karincalandiran insani goremeyecek olmanin huznu iste...
Cemal Sureya, evet, toplaminda 20 tane ayri ayri siir olsa da aslinda bir butun teskil eden "keske yalniz bunun icin sevseydim seni" misrasiyla bu yirmi siirini susleyen "siir toplulugu" seklinde tanidigi bir cogumuzun.
Cemal Sureya'nin olum yildonumu evet, "An ki fiskiyesi sonsuzlugun" diyen, kucucuk yasinda ailesiyle surgun edilip henuz yirmi uc yasindaki annesinin dusuk nedeniyle kanama gecirmesi sonucu, yedi yasinda annesini kaybeden ve o an aglamadan, sizlamadan acisini icinde yasayan, sonuc olarak "Annem cok kucukken oldu, beni op sonra dogur beni" diyerek bizleri bu siiriyle derinden sarsan o adamin.
Uvey annesinin kendisini ve kardeslerini oldurmek icin hain planlar yaptigi, (kiz kardesinin eline aynayi kirip ufaladigi bir kagit verip abisinin yemegine koymasina zorlamasi gibi) en sevdigi seyin yuzlerini gormedigi insanlarla yazismak oldugu, (bir roportajinda aski "ayni masada mektuplasmak" olarak tanimlamis) begendigi bir cok kadina sakayla karisik evlenme teklifi edebilecekve "Kolay evlenebilecek, kolay bosanilabilecek kadin ariyorum" diyebilecek kadar rahat, gunun birinde sac trasi olmaya gittigi berberin "Abi seferden mi geliyorsun?" demesinden sonra omrunun sonuna dek berbere gitmeyecek, sac trasini eslerine yaptiracak kadar alingan, o cocuk kalpli adamin olum yildonumu bugun.
İkinci yeni hareketinin önde gelen sair ve kuramcilarindan sayilan, kendine has siir tarziyla kelime anlamlarini farklilastirmayi basarabilen, zengin birikimi ile, duyarlı, carpici yogun, diri imgeleriyle ikinci yeni siirinin en basarili orneklerini veren ve olumunden sonra adina bir siir odulu duzenlenip 1997 yilinda arsivi yayimlanan ustadimin olum yildonumu...
Daha yuzlerce bilgi sunma sansim var fakat yazinin daha fazla uzamasini ve sizi yormasini istemedigim icin onunla yapilmis roportajda soyledikleriyle yaziya son veriyorum.
Mekanin Cennet olsun sairim...
(...)
çok içten ve gerçek bir şey söyleyeyim mi? kendi şiirlerime karşı o kadar duyarlı değilim. yaptıklarım üzerinde hiçbir zaman ayrıntılı düşünemedim. aslında şiirleri yazarken de öyleydim. her seferinde ne yaptığımı bilmeden çalıştım. çalışmak da denemez buna. insanın kendini ordan oraya vurması gibi bir şey. ayrıca şiirden hep korktum. şair miyim diye kendimden de her zaman kuşkulanmışımdır. beceremediğim, bunun için de bir türlü sevemediğim bir iş yapıyorum havası işte. bu, ilk şiirimi yayımladığım zaman da böyleydi, bugün de böyle. hep zorlanarak yazdım; mecburdum sanki. elimde bulunan bir ilk imge ya da bir ilk dizenin şiddetli dürtüsünden benim için yalnız sanat değil, hayat dürtüsü de olduğunu söyleyebilirim.
metnin ağardığı, şiirin artık ortaya çıkar gibi olduğu an ve onu izleyen kısa süre ise öyle büyük bir sevinç getirir ki, galiba, bugüne değin sadece o sevinci duymak için yazdım.
kısaca ilk şiirimle son şiirim arasında benim için hiçbir ayrım yok. bana öyle geliyor. bak, başka şairler nerden nereye gittiler. ben tek deneyi, onun altında ezile ezile sürdürdüm. tabii, ülkemdeki büyük siyasal sarsıntılar, özel hayatımdaki çalkantılar (benimki hep çalkantı içindeydi), dünya durumu, içlerinde bulunduğum değişik çevreler, çok şey etkiledi beni. yeni kuşakların çıkışı etkiledi. bunlar da elbet şiirime yansıdı. ama büyük bir değişme var denemez."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder